14 Kasım 2010 Pazar

Sütlaç ( nam-ı-diğer Sütocan )



Sütlaç'ın hayatıma girişi tamamen tesadüfidir. Kendisini minicik bir yavru iken, sanırım 30-35 günlük, Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi kapısında gördüm. Birbirimize aşık olduk. Beni bekle dedim ona geleceğim... döndüğümde hala oradaydı ve bir kaç öğrenci ile hasbı hal etmekteydi. Böylece yeni hayatına doğru yol alacağı arabaya da binmiş oldu ama gelin görün ki eve gelir gelmez de kaçıverdi. Çok üzüldüm ama sanırım onun seçimiydi ve yapacak bir şey yoktu. Aradan bir kaç hafta geçmişti ki yakın bir lokantada yemek yerken gelen miyavlama sesine döndüğümde bir de ne göreyim Sütlaç karşımda. İşte o günden sonra evime yerleşti. Hayatıma yerleşti daha doğrusu. Bebeğimi büyüttüm. Şimdilerde kocaman kuyruğu ve sevimli tombulluğu ve sevecen patileriyle hayatımda hala ve yaşamıma sevgisiyle renk katıyor. Geceleri gezmeye çıkmaya başladı, bu beni uykusuz bırakıyor elbette çünki merak ediyorum başına bir şey gelecek diye onu bekliyorek tedirgin uyuyorum. Beraber uyumak çok güzel onunla, göbeği çok güzel ve yumuşacık, patileri pofuduk ve pespembe, dili pütürlü ve kirpiklerimi yalamayı çok seviyor. O'nu çok seviyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder